28/12/2025

1942

1942

hep rüyama giriyor 
bir boğulma hissiyle
üstleri paramparça
elleri kan içinde
birbirine sarılmış,
-orada, öyle yatmış-
bir hikaye düşünün 
öylece yarım kalmış...
mahzene kapatılmış,
unutulmuş insanlar.

***

ekim sonlarındaydı
her şey o gün başladı.
kadın, çocuk, ihtiyar..
önceki yıl vardılar.
birkaç mevsim içinde
ortadan yok oldular.
sanki yaşamadılar.
unutulmuş insanlar.

***

sanki biri bir yerden 
bir duman üflüyordu 
o duman, yılan gibi 
kıvrılıp duruyordu.
biri, yerden yukarı,
-sinsi, korkak, şeytansı-
merdiven kuruyordu.
anlayamıyor kişi 
sonsuzu, son içinde...
orada durdu işte!
orada durdu zaman.
orada hapsoldular.
unutulmuş insanlar.

***

Sesleri kulağımda.
İnanın, böyle ama:
Ummadığın bir yerde 
Masana otururlar.
Yahut da bir trende 
Karşı koltuktadırlar.
Belki de şu çarşıdan 
Bir şeyler alıyorlar.
Şu merdivendeki çocuk 
Üst kat komşu değil mi?
Geçen yaz salıncaktan
Düşüvermişti hani!
Sargılı küçük kolu 
ve gedik dişleriyle
sanki bezden yapılmış
Oyuncağa benzerdi. 
Peki ya şu kasketli 
amca bakkal değil mi?
bizim oğlan, önünde 
tekerlek çevirirdi. 
Şimdi dükkan orası-
çatık kaşlı bir adam, 
Kibirle oturuyor.
kasılarak elinde
çevirerek kurduğu 
avcı tüfeklerini
İştahla temizliyor.
Koşan çocuk olursa, 
dükkanının önünden
-nasıl da üşenmeden- 
öfkeyle kovalıyor!
Ne kadar zaman geçti 
Kaç yıl oldu: belki üç, belki iki?
ve ne çok şey değişti...
İnanın diyorum da
Kimseler inanmaz ki!
Oturup anlatsak da?
Her şey bir masal gibi...
Oysa gerçek gün gibi.
Yine de insanız ya,
Kabulü zor oluyor.
Sanki hep aramızda 
Sesi kulağımızda.
Saklıdır yaramızda
-ne kadar dehşetli şey-
sanki yaşamadılar.
oysaki daha dün
işte, şuradaydılar.
 
Unutulmuş insanlar.

Onur Aydemir
Aralık 2025, Ankara

30/09/2025

Bir Hep Bir Kişi Eksiktik


biz hep
bir kişi eksiktik.
yanımızda her zaman
bir kişi yoktu.
o bir kişidir ki
yokluğu
bilemezsin, 
ne kadar
çok şey anlatıyordu....

***

biz her zaman
bir kişi eksiktik.
çocukluğumuzda
parkta, oyun oynarken.
yahut arabaların
arkasından koşarken.
o bir kişi var ki,
bilmem ki, neredeydi?
yoktu yanımızda ama.
yoktu ama yine de,
yokluğuyla kaimdi.
aramızda, gölge gibi.
geçmişten bir iz gibi.
sönmemiş ateş gibi.
dönüp dolanıyordu.

***

Evimizde hayaletler
-o geçmişten gelenler-
gezerdi geceleri.
paslanmış bir şamdanda
ve o eski saatta,
-durunca hatırlanan-
sanki bir dakikada
yüzlerce yıl geçerdi.
bir kapı açılırdı.
bir ses yankı yapardı.
vitrinde cam eşyalar
mavi mavi parlardı.
masada bir boş koltuk
ve kristal bardaklar.
gelseydi onlar için
bütün her şey hazırdı!
özellikle bir kişi.
ondan söz ediyorum.
kayıptı ve gitmişti.
eski günlerden beri
o her zaman eksikti
her zaman çaresizdi.
ve yoktu yanımızda...

***

biz, diyorum ama yine,
bizler, kimdik gerçekte?
soluk resimler gibi
geride kaldı hepsi.
güler yüzlü, asık yüzlü, sevimli...
türlü türlü duygular
yaşandı, gelip geçti.
yine de, bir kişiydi ki
o yoktu aramızda.
ve onun yokluğu sanki
eksik bir diş gibiydi
ne zaman yalnız kalsak.
sızlardı yaramızda.


Onur Aydemir
Eylül 2025, Ankara

21/09/2025

Dört Fotoğrafta Annem


Br 18 Eylül İçin...

Birincisi, bir çocuğun 
karşıtlığa açık yüzü;
gurur da var düşünce de,
hatta belki biraz hüzün?
sırtındaysa güçlü eller
biz burdayız, der gibiler.
öylece durup oturmuş.
tahttaki bir prenses gibi
kardeşlerin arasına.


İkincisi, bir bayramda.
Bir on dokuz mayıs günü.
o bembeyaz elbisesi,
uzun saçları örgülü.
yüzündeki gülümseme
cesur ve kendinden emin,
bir parça da gururlu.
yanında liseli kızlar
ve uzaktan bir yaşlı adam
iç çekerek bakıyor;
“genç olmak vardı evlat,
gencecik olmalı şimdi.
ihtiyarlık başa bela
bir bela ki büsbütün.”



Üçüncüsü, doğum günüm
Bir yaşıma giriyorum
Masada mum, mavi-sarı
nasıl güzel yanıyor…
Onur bunu görüyor.
Eğiliyorum muma,
Her saniye, biraz daha.
ve sonunda sarsılarak
Dengemi bozuyorum.
Annem bunu görüyor
Annem beni tutuyor.
Tutmasa düşeceğim.
Ben unuttum sayısını
Kaç kez, bozuldu dengem
ve o kaç kez tuttu beni.
Belki de bu ilkidir.


Bir öğretmenler günü
Çocuklar arasında
Mutlu, yüzü gülüyor
Her öğretmen sevilmez.
benim yüzlerce oldu.
hepsini sevmiyorum.
Çocuklar da annem gibi,
büyümekte, mutlu, mağrur.
En neşelisi yine annem
onlarla hep mutlu olur
onlardan biridir çünkü.
ne zaman gitsem yanına
bir çocuk hep yanındadır.
ve çocuklar annemin
yanında hep rahattır. 
***
Bir doğum günü hediyesi
yazılmıştır, bu şekilde.
resimlere kazınarak
ve tuşlara vurularak.
bilmiyorum hangi zaman,
bilmiyorum ne kadar,
ulaşacak yerine
bir insanın kalbinde
o en kutsal varlık için
toplanan bu kıpırtılar.
ama varlığı işte
varlığı yetiyor bana.
anlatmak çok zor bunu.
anlatmak, bir ömür kadar.
uzun ömürler sana..
bunu içten diliyorum.
varsa eğer bir gücüm,
bende olan geçsin sana..



Onur Aydemir
Eylül 2025, Ankara


14/09/2025

Ateş Çiçeği




Çöl geride kalınca
Gece, gündüz olunca
Yıldızlar parıldayıp
Yeryüzüne yağınca
seni düşündüm.

***

Yolda, ağlamamak için
Koşarak girdiğimde
O karanlık apartmana.
Kimse yoktu yanımda.
-en sevdiğim insan bile-
ruhun vardı yalnızca.
ruhunla baş başaydık.
orada biraz kaldık.
orada uzun kaldık.
Seni düşündüm.

***

Etrafta bir güvercin
yanında yavruları
görkemli, mağrurdular.
bembeyaz kanatları...
güzel uçuyorlardı.
durdum, onlara baktım.
bakakaldım öylece
uçmayı özleyerek...
ve aklıma sen geldin,
bir dağın yamacında
seninle karşılaştık.
Seni düşündüm.

***

Tozlar dağıldığında
Göğe ulaştığında
Rüzgar kaybolduğunda
aşılmaz dedikleri
dağlar yol olduğunda
aklımda hep sen vardın.
yanımda kimse yoktu.
seni düşündüm.

***

Sıcak bir nefes gibi
Beni örtünce ruhun
Günlerce uyumadım
belki uyanamadım da
dinleyerek, ruhunu
bir deniz kabuğunda
bulutların içinde
okyanusun altında
dünyanın kenarında
Seni düşündüm.

***

Geçmiş gelecek ile
Rüyalarda birleşip
parça parça olunca.
bembeyaz açılan ruh,
Mavi-mor bir ateşte,
damla damla kızarıp
Gerçeğe kavuşunca
Bir çocuk gibi gülüp
Bir ölü gibi sustum.
sonsuzlukla bir oldum.
Seni düşündüm.

***

Bilinmeyen bir yerde
Bilinmez bir zamanda
Göründü anka kuşu
Kırmızı ve görkemli
hiç yoktu önceleri
herkes gidince geldi
herkes gider, o gelir.
o kalır, sen gidersin.
böyle işte bu hayat.
gerçek yalnız bir an'dır.
O an hep oradadır
ben o an'ın içinde
derin bir soluk aldım.
o soluğun içinde
Seni düşündüm.

***

Kuyunun dibindeki
Bir taş gibi yalnızdım
nasıl görkemliydi gece.
görkemli ve çirkindi.
üstelik çok vahşiydi,
uzun başlangıcında.
yine de sonu vardı
ve sonunda aydınlık.
aydınlanınca güneş.
hiç ardıma bakmadım
çıkıp gittim geceden
gittim, gittim nereye
gittiğimi bilmeden.
yine de buldum yolu
ve o yolun sonunda.
işte,
seni düşündüm.

***

seni düşündüm...
......
.....
.....


Onur Aydemir
14 Eylül 2025, Ankara

05/09/2025

Esaslıydı Adamlar


Ben çocukken güneş
Güneş nasıl parlaktı...
İğdeler rüya kokar
Gece yıldız kokardı.
Her şeyden önemlisi,
O çağda yaşayanlar,
Dönüp bakıyorum da şimdi
Esaslıydı adamlar...

***
Yemişler taptazeydi
Renkler ruha işlerdi
Ağaçlar mı? vahşiydi!
Fırtınada yıkılmaz,
Kaya gibi dururdu.
Haşyetten titrerdiniz
Gölgesini görünce.
Öyle yüceydi işte
Söylediğim kişiler
Hepsi çınar gibiydi,
Esaslıydı adamlar...

***
Mutlu uyanıyorduk
ve mutlu uyuyorduk.
Çok da düşünmüyorduk.
Çünkü biliyorduk ki
Biz, çağın insanları
Dostlarla çevriliydik.
Ve doğruyu söylüyorum,
İşte, kalpten diyorum,
Öyle boş değildiler.
Esaslıydı adamlar.

***
Kunduracı çırağı
Bir terzinin yamağı
Okulda bir profesör
Fabrikada ustabaşı.
Apaçık diyorum ki,
En küçükten büyüğüne,
Sarılmak isterdiniz,
Hepsine ilk görüşte
Öyleydi çünkü onlar.
Gözlerinde bir ateş
İçin için yanardı.
Özlüyorum onları,
Esaslıydı adamlar.

***
Yağmur gibi ağlayan,
Rüzgar gibi gülerdi.
Ekmek bize yeterdi.
Daha ne isterdik ki,
Güven, evimizde hep
Kalıcı misafirdi.
Ne adamlar tanıdık...
ve inanın sözlerime,
Esaslıydı adamlar.

***
Ben yaşarken değişti
Bu dünya ve insanlar.
Benden sonrakiler bilsin!
Naylon değildiler böyle,
Esaslıydı adamlar.

Onur Aydemir
5 Eylül 2025, Ankara

18/08/2025

Nuage Bleu-Rose (fr)


D'une montagne, 
Les oiseaux s'envolent 
Vers le ciel. 
D'une montagne poussiéreuse, 
difficile... 
Et eux, 
Ils vivent 
À l'intérieur 
D'un nuage bleu-rose. 
Eux.

***

J'entre 
Par une porte bleu-violet 
Qui s'ouvre sur le passé. 
Je brise et je détruis 
Tout ce qui est vieux, 
Puis je me retourne et je marche. 
Vers un tout autre temps...

***
Et moi, 
Je te remercie beaucoup. 
Tout ce que j'ai appris, 
Je l'ai appris 
D'un nuage, 
D'une poussière qui s'est désintégrée, 
Et des oiseaux.

***
Ce poème est pour toi... 
Pour le nuage bleu-rose... 
Ce poème est pour toi... 
D'une personne très réelle 
Qui s'est soulevée dans mon cœur. 
Vers un tout autre temps... 
Peut-être que ce sera 
Un remerciement... 
Même si ce n'est pas suffisant...

par Onur Aydemir
Août 2025, Ankara

Mavi Pembe Bulut



Bir dağdan
Gökyüzüne uçan kuşlar.
Tozlu, zorlu bir dağdan...
Ve onlar
Mavi-pembe bir bulutun
İçinde yaşıyorlar.
Onlar.

***

Geçmişe açılan 
Mavi-mor bir kapıdan 
Giriyorum içeri. 
Kırıp parçalıyorum 
Eskilerden ne varsa
ve dönüp yürüyorum.
Bambaşka bir zamana...

***

Ve ben sana
Çok teşekkür ederim.
Ne öğrendimse işte,
Bir buluttan
Parçalanan bir tozdan
ve kuşlardan öğrendim

***

İşte bu şiir sana..
Mavi-pembe buluta...
Bu şiir sana..
Kalbimde ayaklanan
En gerçek bir insandan.
Bambaşka bir zamana...
Bir teşekkür olur belki..
Yeterli olmasa da...

Onur Aydemir
Ağustos 2025, Ankara

21/07/2025

Stultifera Navis


Bir gece vaktidir, ben
ayrılıyorum limandan
başımın üstünde yıldızlar
dilimde tuz tadı var.
güvertede yolcular
sarhoş tayfa ve kaçaklar.
paslı, tutuk dilimde
kırık dökük bir ezgi
ve bozulan saatimde
gayet derin çatlaklar.

**** 
bir gecedir
gökyüzünde
kırmızı uğultusu merkürün
ayışığı, 
şuasında
yunuslarla dolaşıyor.
köhnemiş bir gemideyiz
ve aslında biz, hepimiz
belki biraz deliyiz.
bir sevgideyiz, bir kavgada
 yolcu da bir kamarot da.
gülüp şarkı söyleyen de 
homurdanıp ağlayan da.
bütün herkes aslında
dile gelmez bir korkuda...

***
onları ben görmüyorum.
ben ruhumun derdindeyim.
ellerimle ceketimin
iç cebini yokluyorum.
iflah olmaz sancım benim:
bir kıyıdan bir kıyıya
yüreğimi taşıyorum.
bir kor gibi kıpkırmızı
ateş yüklü şu kalbimi.

***
düşümdeki bir sahilde
karşıma çıkmıştır hep:
bir tür deniz canavarı.
defalarca yendim onu
yine de hiç usanmıyor.
sabahında her gecenin
-amansız mücadelenin-
dilimde bir tuz tadı var.
zaman-sız yük sırtımda.
sanki kalbim hiç atmıyor.
eskiden, çok eskiden
mühürleyip, dualarla
bir sandığa kapattılar
sözde yok ettiler onu.
ama öyle olmadı.
ben içimde taşıyorum.
ve onunla yaşıyorum.
o beni hiç bırakmadı.

***

etrafımda çatık kaşlar, 
her zaman korkulu ve 
her zaman boş bakışlar.
bilmeyenle konuşuyor.
bilmeyenle susuyorum.
ben kalbimi taşıyorum.
lanetli bir elmas gibi.
bir ölüyü kolundan
tutmuş da sürükler gibi.
ben kalbimin yükünü
taşıyorum yanımda
derin, sessiz, ağrılı
zaman-sız bir saygıyla...

***

bir kıyıdan bir kıyıya,
bir limandan başkasına…


Onur Aydemir
Temmuz 2025, Ankara

02/06/2025

Var olmayan bir ülkede...

İçinden süt ve bal,
ballar akan bir ülke.
öyle mavi, öyle derin,
belki de gökyüzünde.

***

pembe- mavi bütünlükten
kanatlı, saf varlıklarla
bir bir yere düşerken
geride kalan ülke!

***

ansızın bir yırtılma!
küçücük bir dehşet anı!
sonra güvenli bir iniş,
bulutların içinde.

***

artık anılarda kalan
uykularda hatırlanan.
bir ağacın gökyüzüne,
kocaman bir ay içinde
tırmandığı, güzel ülke.

***

içinden nehirler akan.
kimsenin asla üzgün,
kimsenin aç ve öfkeli,
ve kalbinin yaralı
olmadığı bir ülke…

Onur Aydemir
Haziran 2025, Ankara

01/06/2025

Yağmurlu Şiir

Sırtındaki bir hırkayım
     İster ört ister çıkar.

***

Karanlık bir ağacım 
Her zaman gölgesi var.

***

Küçücük bir mum ışığı 
Mavi parıltısı var.

***

Kırılmış bir şemsiye 
Sağanakta seni tutar. 

***

Yorulmuş gözlerimde 
Geçmişten hatıralar...

***

Dünyanın hiç dönmediği 
Akla ziyan bu yerde, 

Sözler çoktan bitmiş sanki
Yalnızca çıkmazlar var.

***

Ne ferâha tırmanış var 
Ne geriye bir dönüş var. 

***

Dört yanımda hep duvarlar 
Susuyorlar, susuyorlar...

Onur Aydemir 
Haziran 2025, Ankara 

29/05/2025

Puhu


penceremin önündeki
karanlık çam ağacında
içler çeken puhu kuşu
sen de benim gibi yoksa
gurbette mi yaşadın?

***

senin yuvan kan ve diken.
içim: yangın, kül ve duman
herkes gitti başucumda
yapayalnız. sen mi kaldın?

***

karanlığın her gecesi
bir gün sabah oluyormuş
işte sabah oluyordu
gözlerin kapanıyordu...

***

küçük, gri ishak kuşu
gurbetin bir sonu yok mu?
hep solacak mıyız böyle
mevsimsiz bir çiçek gibi.

***

çam ağacı dalında
kimse yoktu yanında
belki birkaç kozalak
ve geceyi dinliyordu.

***

ellerim bir kelebek mi
sonum sana dönmek mi
yükün karanlık gece mi
konuşmazdı puhu kuşu.

***

hep, yavaşça susuyordu
ve gözden kayboluyordu
göğe mi yükseliyordu?
güle güle puhu kuşu.

***

tekrar görüşünceye kadar...


Onur Aydemir
Mayıs 2025, Ankara

28/05/2025

Güzel Kadının Çellosu

Eser: Marc Chagall
  

                   M.H. için,

 Güzel kadının çellosu
kendi gibi güzeldi


***

kadının gözlerinde
vahşi bir yeşil vardı


***

kadının ruhu keskin
elleri haşyetle görkemli
kadının elleri ruhumdaydı..


***

kadının hikayesi
söylemeden bilinirdi
söylemesi gerekmezdi.
kadın, hikâyesiydi.


***

öyle güzel çalardı ki…
aklıma hep annemin
bir sandıkta sakladığı
ve bebekken giydiğim
mavi hırka gelirdi


***

Güzel kadının çellosu
kendi kadar güzeldi
ve güzeldi o kadın
ve seviyordum onu.
bunu hiç bilmese de.


***

bilmek gerekmese de...


Onur Aydemir
Mayıs 2025, Ankara

26/05/2025

Я на собрании, где Есенина читают вслух (ru)

 Это стихотворение посвящено памяти Сергея Есенина.

"До свиданья, друг мой, до свиданья.
Милый мой, ты у меня в груди.
Предназначенное расставанье
Обещает встречу впереди.

До свиданья, друг мой, без руки, без слова,
Не грусти и не печаль бровей,-
В этой жизни умирать не ново,
Но и жить, конечно, не новей."

***

Я на встрече, где вслух читают Есенина.
Рядом со мной плачет друг,
как будто Есенин
умер у нас на руках.
Другой снимает очки
и вытирает ржавые слёзы с глаз.
На подоконнике два голубя,
кланяясь, нас приветствуют.
Жестокий, безжалостный голос чтеца
дробит наши сердца.
Повсюду — будто осколки стекла; теперь всё полно
разбитых сердец и несказанных слов.
Кто‑то приносит чай на медном подносе,
руки дрожат от любви и злости.
Снаружи дождь синий, тёмный,
ладони дождя у уха.

***

Может быть, через сто лет
в этом месте, полном стихов и дружбы,
снаружи, в каком‑то ином мгновении, взметнётся буря —
и пойдёт совсем другой дождь.
И тот дождь будет чист и прозрачен, как Есенин,
или окажется насыщен радиацией.
***
Убьёт ли тот дождь моих детей?
Или, пахнущий цветами, страшно прохладный,
в весенний день, когда град колотит по стёклам,
снова пойдут рука об руку влюблённые?

***

Громко Назыма Хикмета читал я.
Один друг наливал вино,
другой, в углу, затянувшись сигаретой,
думал о своей умершей матери.

***

И ныне, когда мы прикуриваем,
приходит ли в голову не умершая мать,
а вести о лжи, о подлости?
Как будто наш дальний приятель,
корчась, умер и исчез —
и пламя охватит наши сердца...

***

Скажу: поезжай со мной хоть до Бреста,
пусть твоя сумка несёт запах поезда.

***

Громко читали Неруду.
Один молодой, мягко играя на флейте,
посылал нам своё дыхание.
Голос из прошлого шептал нам в ухо,
словно обращаясь: «Покажись и ты, прекрасный мальчик —
подыграй товарищу!»
А чтец, комкая наши души,
как ветхую тряпку,
швырял их в мусор.

***

Потом мы подружились,
и он отдал мне синие репетиционные листы —
«пусть будет памятью, сохрани».

***

У Вислы нет языка — будь он у неё,
может, горел бы огнём.
Нет языка. Если б и был —
от боли, от боли, она бы, пожалуй, не смогла говорить...
А Пабло Неруда говорил всегда —
видно, не такая у него была боль, как у Вислы.

***

Громко читали «Дядю Ваню» —
как трудно жить, как горько.
Но, дядюшка, жить предстояло:
жить с болью — и умирать.
И пусть каждый день, каждую секунду
мы видим на каждом углу уродливые лица...

***

Я у берега Невы.
Не узнаешь, какой белой была та ночь.
Руки в карманах — ты меня не увидел.
Я стоял на мосту и сплюнул вниз.
Сплюнул — во всё, что осталось мне
от этой уродливой жизни и мира.
Нева приняла — и приняла меня.
И сказала: «Ты не знаешь, не знаешь, я
что в себя вобрала и чем заставила молчать, Онур».

***

Я на встрече, где вслух читают Есенина,
на встрече, переполненной Есениным…

…………………..
…………………..

Онур Айдемир
Май 2025 года, Анкара

25/05/2025

Yüksek Sesle Yesenin Okunan Bir Toplantıdayım.

Sergey Yesenin'in sevgi dolu hâtırasına ithafen, ki şöyle yazmıştı;

До свиданья, друг мой, до свиданья.
Милый мой, ты у меня в груди.
Предназначенное расставанье
Обещает встречу впереди.
До свиданья, друг мой, без руки, без слова,
Не грусти и не печаль бровей,-
В этой жизни умирать не ново,
Но и жить, конечно, не новей."


Yüksek sesle Yesenin okunan bir toplantıdayım
Sopranonun camdan sesi kalpler kırıyor.
Dışarıda yağmurun karanlık eli
yağmurun elleri kulağındadır.

***

Yüksek sesle Yesenin okunan bir toplantıdayım
Ağlıyor yanımda bir arkadaşım
Sanki Yesenin, kollarımızda
Bizim kollarımızda can vermiş gibi.
bir başkası gözlüklerini çıkarıyor ve 
siliyor gözlerinin paslı yaşını.
pencere kenarında iki güvercin
eğerek başlarını, selamlıyorlar.
şiiri okuyan şedit, merhametsiz ses
kırıp parçalıyor kalplerimizi.
cam kırıkları gibi yerler; kırıp kalpler ve 
söylenmemiş sözlerle doludur şimdi.
çay getiriyor bir başkası, bakır tepsiyle
elleri titriyor sevgi ve hınçtan
dışarıda yağmur mavi, karanlık
yağmurun elleri kulağındadır.

***

belki bir yüz yıl kaldıktan sonra,
şiir ve dostlukla dolu bu yerde
Dışarıda, başka bir an’da tufan çıkarak 
belki bambaşka bir yağmur yağacak.
O yağmur da Yesenin gibi saf ve temizdir,
ya da radyasyonla yüklü olacak.

***

o yağmur öldürecek mi çocuklarımı?
yahut çiçek kokulu, dehşetli serin,
camlara dolu vuran bahar gününde,
yürüyecek mi el ele, yine aşıklar?

***

Yüksek sesle Nâzım Hikmet, okuyordum ben.
bir arkadaşım, şarap dolduruyordu
bir başkası köşede cıgara yakmış
ölen anasını düşünüyordu.

***

artık cigaramızı yaktığımızda,
aklımıza ölen anamız değil
yalan, kahpelik haberi mi gelecek böyle?
sanki bir ahbabımız, bizden uzakta
kıvranarak ölmüş, yok olmuş gibi
alevler saracak yüreğimizi...

***

diyorum ki Brest’e kadar sen benimle gel.
çantanda trenin dumanı gelsin.

***

Yüksek sesle Neruda okunuyordu.
Gençten biri, usulca flüt çalarak
Bize nefesini gönderiyordu.
Eskilerden bir ses, kulağımıza,
Sanki seslenerek, şöyle diyordu:
Görelim seni de, güzel çocuğum.
-yap arkadaşına bir akompanyeman!
şiiri okuyan, ruhlarımızı
eski püskü bir paçavra gibi
buruşturup çöpe fırlatıyordu.

***

iyi arkadaş olduk sonra onunla,
prova yaptığı mavi kağıdı
hatırâdır, sakla diye bana vermişti.

***

Vistula suyunun dili yok, olsa
olsaydı ateşten yanardı belki.
dili yok. olsa idi acıdan
acıdan, belki hiç konuşamazdı....
Pablo Neruda ise konuşurdu hep
belli ki Vistula kadar acısı yoktu.

***

Yüksek sesle Vanya dayı okunuyordu
yaşamak nasıl da zor, nasıl acıydı.
oysaki dayıcığım, yaşanacaktı.
yaşanacaktı acıyla ve ölünecekti.
her gün her saniye çirkin yüzleri
her köşe başında görsek de yine...

***

Neva nehrinin kıyısındayım.
bilemezsin o gece nasıl beyazdı.
ellerim cebimdeydi, beni görmedin.
köprüden aşağı durup tükürdüm.
Tükürdüm, bu çirkin dünyadan geride bana 
Geride yaşamdan her ne kaldıysa.
Neva aldı içine- ve kabul etti.
dedi ki; “bilemezsin, bilemezsin ben,
neleri içime alıp susturdum Onur.”

***

Yüksek sesle Yesenin okunan
Yesenin’le dolu bir toplantıdayım…

…………………..
…………………..


Onur Aydemir
Mayıs 2025 Ankara

23/05/2025

90'dan 9'a


Yabancılaşmacı ilişkiler üstüne ve Richard Senneth'in Karakter Aşınması'nı düşünerek...


Alabildiğine çirkindi gerçek.
Eriyip dağılıveren basit kuklanın
Ifadesiz yüzü gibiydi tıpkı.
Bakışı havada, donuk ve bomboş
Geç kalmıştı artık şaşkınlıklara…


***


Hisettirdiği bütün duygular sana 
Basitti ve boştu; sahteydi çünkü.
Ayırmıştı marifet gibi, pis yaşamını
Ruhsuz bir katil çirkinliğiyle
Küçük, kanlı parçalara bölerek...


***


Bir parçasında göz alıcı uçuk, mavi şey.
Diğer yanda Janus’un karanlık yüzü.
Ele gelmez, şekilsiz, bulanık, çirkin.
nüfuz ediyordun tedricen, usulca, kat kat
bulanıyordu gördükçe nedense için...


***


doksandı gün başlarken belki niyeti,
dokuz olunca bir parçası kırıldı.
kırılmaz sandığın o tuhaf kabuğun,
ve durdum! zira biliyorsun ben,
hızlı nüfuz ediyorum insan ruhuna.
güneş damlamıştı çünkü bir kez ruhuma.


***


dokuzdan sonra sırada on var.
onda ne olur, onu bilemem…


***
onu hiç kimse bilemez...


Onur Aydemir
Mayıs 2025, Ankara

17/05/2025

воображаемая ночь (ru)

С глубоким уважением к Станиславу Лему

та воображаемая ночь была прохладной,
смерть была там,
но страха её не было.

***

люди были неполны —
как новорождённые младенцы без смысла —
души их были беременны.

***

и растения — дико разросшиеся —
были тоже неполны всякого смысла;
та волшебная речь, увядающая, когда обнимаешь,
ещё не достигла их.

***

все, выброшенные из времени,
там, в невидимом месте, говорили друг с другом;
воображаемой ночью яркие звёзды
не могли найти места на небе.

***

тот странный запах, исходящий от растений,
останавливал миг в вечности:
неподвижная, уравновешенная, тёплая точка
накрывала, обнимала и прятала.

***

за пределами мира — голубая пропасть,
отрицание пустоты, замерзание воды.
наше пьянство, убивающее смысл,
заставляло смотреть смерти в глаза.

***

и помнишь ли ты, как было прохладно?
твои ноги отрывались от земли,
тяготения не было, оно было забыто.

***

в твоих волосах был лист липы.
смысл был далеко, время остановилось.

Онур Айдемир
Май 2025, Анкара